6/10/2008

Aktütün'deki Hain Saldırı

 Aktütünde geçen o hain saldırının  ardından; bu resim vatan hainlerine itafım olsun.



AMA ŞUNU BİLİYORUZKİ ;Onlar Geberdilerinde Leş OLurlar .

Bizim evlatlarımız ölünce şehit olur.

Başımız sağolsun allah ailelerine sabır versin.
Kınıyor ve lanetliyorum o İtleri!

30/9/2008

Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun




Bir Ramazan-ı Şerif Daha bitti göz açıp kapayıncaya kadar. Ve aslında üzülsekmi sevinsekmi diye düşünürken Şefkat sahibi  Allah-u Teala Kullarına bayramı verdi akabinde  Armağan niyetine.

Eski bayramlar der dururuz hep hep daha güzeldi deriz .ama Bugünüde yaşarken kendi adımıza gereğince kutlasak  belkide eskileri  aramayacağız.

Ne yapalım bugün mesela?temiz kıyafetler giyelim, eskisi gibi sabah anne ve babalarımızın ellerini öpelim.küçüklere hediyeler harçlıklar verelim.bugün de olsa şu internet ortaından uzak kalalım.Allaha şükrederek nimetlerinden faydalanalım.
EE bende yeni kalktım Ve sizlerle paylaşmak istedim. Bu bir kaç gün BENDE  bunlara uyayım değilmi ama Tavsiye etmekle olmaz:)

Eski bayramlar daha güzeldi dememek için, içinde bulunduğumuz bayramı bayram gibi yaşayalım .
Sevgilerimler Ms. ETKİ

29/9/2008

Feryadıma Gizlendim.....



Unutulmuş bir günde unutamadığım unutulamayan özlemlerim var benim..

Unutmak istediğim sevgilerim var benim..

Acı veren her zaman kanatmaktan çekinmemeyen.. onların olan ruhumu rüzgarlarla savuranlarım var…

En acısı Unutmak istediğim sevdalarım var benim... unutmak karalamak silmek istediğim tutkularım..

Sessizliklerimde sensizliklerimde kaybolurken kanlı bıçaklı oluyorum anılarımla..unutmak istiyorum her şeyi.. yüzleri sesleri kavuşmaları vedaları .. arşa ulaşan susuşlarımın feryadı ruhumu gizli gizli kanatıyor..aynaya baktığımda kendimi unutmak istiyorum.. gördüğüm ve benim olmayan o yansımayı paramparça edip parçalamak istiyorum…unutmak istedikçe susuyor sustukça kayboluyorum.. Ruhsuz bir ceset olup YOK OLUYORUM…

Bugün her şeyi unutmak istiyorum…Küllerimden yeniden doğmak istiyorum..
ETKİ_______

29/9/2008

Hayat Bu! C'est la vie ..



Bugünler Dilime takılan tek bir kelime var..fransizca "hayat bu"anlamina gelen "c'est la vie" ..

Evet Hayat bu!!

İnsanları umarsızca sağa sola savuran iyiye güzele ve bunun yanındada kötüye ve kötülüklere dair ne varsa yaşatan ele gelmeyen gözle görülemeyen ama etkisi şiddetli hissedilen zaman dilimi…

Evet Hayat bu!.....

Öncesinde hayal edemediğimiz ve kontrolümüz dışında gelişen o kadar garip hallere sokuyor ki bizi elimizden hiç bişey gelmeyerek sadece uzaktan bakabiliyoruz yada bakmak zorunda kalıyoruz kendimize..Düş kırıklıkları yaşıyor , bazende umutlarımızı,mutluluklarımızı tavana vurduruyoruz.İNSANA DAİR ne duygu yaşanırsa yaşıyoruz ve her şeyi görmek zorunda kalıyoruz bazen..
Bazen..

Üzüntülere boğulmuşken hayal kırıklıklarıyla dalıp giderken,hayatın bittiğini düşünüyorken ,hiç bişeyin hayatın içinde öylesine yaşanmadığını ve tesadüf yaşanıp biten bir şey olmadığını düşünüp kendime gelip silkiniyorum .. Bazen Hüzünlerle sessiz çığlıklar atarken ruhum; “olması gerekiyormuş belki” deyip güzel bakıyorum dünyaya açılan pencerelerimden..Hayatımda yaşadığım her şeyin beni ben yaptığını her şeyi yaşamam gerektiğini yaşadığım her şeyin bana ders veren bir doğruya götüreceğine inanıyorum Sonraa…
Mutluluk bana anlık zevkler ve neşeler sunarken kötülüklerin ve yanlışların ve pişmanlıklarında beni daha büyük hatalara ve kötülüklere götürmemesi için beni daha uzun vadeli dersler verdiğini düşünüyorum..Dolayısıyla iyi niyetlerimi doğru yönüne kanatıyorum.. Herşeye rağmen hayatın güzel olduğunu ve herşeye değer olduğunu kendime ezber ettiriyorum..
“Beni Öldürmeyen Acı Güçlendirir” diyerek topluyorum kendimi..

Nefret ediyorum bazen yıkmak, talan etmek, kanatmak ,kanamak, kırmak istiyorum... ölmek, öldürmek istiyorum... Ve Sonraaa...İçimden bir ses “değmez” diyor…
Umut…Bozulmamak…İyi niyetlerden taviz vermemek…gibi feryatlar sessizliğimde beliriyor..
Evet..Umut…Bozulmamak…İyi niyetlerden taviz vermemek…(gerçek insanlık!)

Gerçek İnsan olmaya dair bu duyguları hiç birşey için yok etmeye değmeyeceğini kendimize sindirmeliyiz.. Her şeye inat, sağa sola savuran Hayata inat gülümsemesini bilmeliyiz bana göre..
Ne olursa olsun şartlar nekadar acımasız olsada hiç bişeyi onları yaşadığımızda ve uyguladığımızdaki huzuru yada gitmesi durumundaki utancı ve vicdan hesaplaşmasını bize vermeyecektir unutmayalıyız...
Kısacası;

“Herşeye rağmen Hayat güzeldir ve yaşanmaya değer .., görmesini ve onu doğru kullanmasını bilene vereceği öğreteceği çok şey vardır…”

Sayfa başındaki sevdiğim bir insanın çektiği resim bile her şeyi anlatıyor ..


Hayatı dosdoğru dimdik ama en masum şekliyle yaşamak dileğiyle…





Sevgilerimle… Ms. £TKi

27/9/2008

Türkcenin bir eksiği yok!!ya senin?!!!!!




 

Türkiye Cumhuriyeti sosyal hayattaki mahalli zenginlikleri ve çeşitlikleri koruyarak geliştirme ilkesini benimsemiş, milli devlet ilkesinin gereği olarak da her ülke gibi “tek dil, tek bayrak ve bütünlük içinde bir ülke olmak” ilkesine dayandığı için Türkiye Türkçe’sini her zaman koruyacaktır. Yeter ki Türkçe’nin zenginliğine güvenelim, her yerde her zaman Türkçe konuşalım ve yazalım, yazdıralım! Türkçe öğretelim! Türkçe’yi resmi bir Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler dili durumuna getirmek için, Türkologlarımızın Türk dilini, Türk edebiyat ve kültürünü bütün dünyaya tanıtma fırsatı verilmelidir. İşte o zaman “Benim vatanımın sınırları ‘Edirne’den başlayıp Hakkari’de bitmez, benim vatanımın sınırları Türkçe konuşulan yerde başlar, Türkçe konuşulan yerde biter” diyen Ömer Seyfettin’i haklı çıkarabiliriz.

Türkçe hakkındaki olumlu görüşlere rağmen Türkçe’nin ve Türk kimliğinin erimemesi, yozlaşmaması için ve Türkçe’nin işlevini koruyan bir dil olarak kalması için Kıbrıs Türk’ü Yusuf Yanç’ın aşağıdaki sözlerini aklımızdan çıkarmamalıyız:

“Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken dilimizin çalındığını, talan edildiğini, özün el diline özendiğine, içi yananınız var mı? Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi kaybettik, Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik. Türkçe’miz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?”

 

TÜRK DİL BAYRAMI (26 Eylül)
İstanbul’da Dolmabahçe Sarayında toplanan Birinci Türk Dil Kurultayının açılış günü olan 26 Eylül, Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kültür kurumlarından biri olan Türk Dil Kurumu 69 yıl önce, 12 Temmuz 1932’de kurulmuştu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde dil ve tarih, Atatürk’ün en çok önem verdiği olgulardı. Önce 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kuruldu. Uluslaşmanın en önemli temellerinden bir diğeri de dil idi. Bunun bilincinde olan ulu önder Atatürk, 11 Temmuz 1932 gecesi sofrasında bulunanlara “Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?” diye sorar. Oradakilerin bu düşünceye katılması üzerine “Öyle ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun.” diyerek Türk Dil Kurumunun temellerini atar. Ertesi gün Samih Rifat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri İçişleri Bakanlığına başvururlar. Sonradan adı Türk Dil Kurumuna çevrilecek olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulur.

Cemiyetin kuruluşuyla birlikte başlayan çalışmalar sürerken, Türk Dil Kurultayının hazırlıkları da başlamıştır. Bu coşku ve heyecan içerisinde Türk Dil Kurultayı toplanır. Kurultaya çok sayıda bilim adamı, gazeteci, yazar, devlet adamı ve sanatçı katılır. Atatürk, Kurultayı baştan sona kadar izlemiştir. Türkçenin gelişmesi, özleşmesi, zenginleşmesi yolunda Türk Dil Kurultaylarının çok önemli yeri vardır.


Yaşadığı sosyal topluma bilgili olduğunu göstermek uğruna türkçe'ye yabancı kelimelerin sokulması,türkçe'nin yanlış kullanılması.

kültür,dil emperyalizmi çerçevesinde inglizce kelimelerin dilimize tecavüz etmesi..

unutmayalım ki dili yozlaşması beraberinde toplumun yozlaşmasını da getirir,toplusu yozlaşan uluslar da pek uzun ömürlü olamazlar..